19 Aralık 2010 Pazar
11 Aralık 2010 Cumartesi
9 Aralık 2010 Perşembe
“Her şey olduğu gibi kalsın istiyorum. Ben hep bir sıfır mağlup olayım; sen hep uzak bir hayalden ibaret. Sen olduğun gibi kal. Ulaşılmaz. Dokunulmaz. Koklanılmaz. Ben olduğum gibi. Dünya olduğu gibi. Merkez Efendi’nin dediği gibi, “her şey zaten dengede ve ahenkte, canım efendim. Her şey zaten merkezinde.” Ben senin ismini tarçın kokulu akide şekeri gibi tutuyorum ağzımda, damağımda, ruhumda. Kaygılarını biliyorum, yalnızlıklarını, kırgınlıklarını ve hırslarını da. Kalbinin ritmini duyuyorum; yanında olmasam, elini tutmasam da. Ruhunun en çirkef, suretinin en çirkin, zihninin en çiğ hallerini biliyorum; hiçbirini gözlerimle görmemiş olsam da. Ne bir mükafat verdin bana ne bir ceza. Ama cennetini de biliyorum, cehennemini de. Seni olduğun gibi sevdim, tüm günahların ve arızalarınla. Uzaktan sevmenin en güzel yanı bu zaten. Kimseyi değiştirmeye kalkmıyorsun. Her şeyi olduğu gibi kabulleniyorsun. Aynı gökkubbenin altında yaşadığımızı bilmek yetiyor bana. Başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz sema aynı, yıldızlar aynı, dolunay aynı. Bunu bilmek yetiyor bana. Umurumda değil ki nerede uyuyorsun, kimin yanında. Bacağında şarapnel parçasıyla yaşayan bir asker gibiyim. Etimde yabancı bir madde, kemiğimde bir metal parçası gibi duruyor aşkın bende. Başkası duysa korkar, “aman” der. “Nasıl olur? Böyle de yaşanır mı?” Halbuki ben alıştım. Rahatsız etmiyor beni, onu anladım. Şarapnel ve ben, gül gibi geçiniyoruz, yanyana ama karışmadan birbirimize.”
- Elif ŞAFAK
7 Aralık 2010 Salı
2 Aralık 2010 Perşembe
28 Kasım 2010 Pazar
27 Kasım 2010 Cumartesi
Tanrının
20 Kasım 2010 Cumartesi
17 Kasım 2010 Çarşamba
12 Kasım 2010 Cuma
"Kendine tek bir soru sor: İnsan gerçeği ne diye söylemeli?Bizi böyle yapmaya zorlayan ne? Sonra, içtenliği niçin bir erdem olarak görmemiz gerekiyor? Farzet ki, bir balık olduğunu ve bizim hepimizin de balık olduğunu ileri süren bir deliyle karşılaştın. Onunla tartışır mısın? Ona yüzgeçlerin olmadığını göstermek için önünde soyunur musun?”
5 Kasım 2010 Cuma
4 Kasım 2010 Perşembe
2 Kasım 2010 Salı
Gönlümü put sanıp da kıran kim

Bazı koşullarda zaman geçse bile sinir geçmesin istiyor insan .Gerçek anlamda bir günlüğüne kalpsiz biri olabilmeyi isterdim .Her duruma karşı nötr tepkiler verebilmek, duygularımın üstüne sünger çekebilmeyi isterdim.Tanrım! bu kadar hissiyatı kaldırabilecek bir yapıya sahip değilken , üstümdeki bu yoğun kırılganlık da neyin nesi...
1 Kasım 2010 Pazartesi
30 Ekim 2010 Cumartesi
Çıplakken seni ,yakalamak en güzeli
29 Ekim 2010 Cuma
Venüs rüyaları-1
Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde; hayatı boyunca uyumu aramış uyumsuz bir kız yaşarmış… Eskiden şimdikinin aksine çok uyumlu ,ılımlı, sempatik ve de empatikmiş kendisi . Geceleri daha çok severmiş çünkü bir çok canlının uykuda olduğunu bilmek evreni daha çok onun kılarmış. Yıldızlarla konuşurmuş sabaha kadar sevdiklerinin kulağına iyi masallar fısıldayan bir peri olabilsin diye.Bir gün geceden ağzı öyle çok yanmış ki bu olayın üstüne kendi sadakatine ,yalnızlığına geri dönmüş her insan gibi .O zaman anlamış bunun “kendine gelmek” dedikleri şey olduğunu.Ve bir sabah odanın ortasındayken bütün kızgınlıklar, nefretler, her yere dağılmışken ümitsizlikler güneşten gelen küçük bir ışık huzmesine kapılıvermiş kalbi. O anda dost oluvermişler Güneş’le. Gel zaman git zaman mevsimler geçmiş, Güneş’in bulutların arkasına saklanma vakti gelip çatmış. Ne var ki kız olup bitenlere anlam verememiş önceleri sonra geceyle yaşadıklarının bir dejavusu olabileceği fikri içten içe kurcalamış kafasını ve tam kapatacakken kalbinin kapılarını , yasaklayacak iken kendini her şeye
Güneş; “Yokluğumu fırsat bilip kendine kaçıyorsun.Oysa varlığım, kendinden kaçmanı hiç istemedi ki” , ne kadar kaçarsan kendine bir o kadar benimlesin aslında demiş.
Yağsın yağmurlar:)
28 Ekim 2010 Perşembe
25 Ekim 2010 Pazartesi
Küpüth. anısına
23 Ekim 2010 Cumartesi
22 Ekim 2010 Cuma
:S
21 Ekim 2010 Perşembe
18 Ekim 2010 Pazartesi
Sen-beni-öpersen-belki-de-ben-fransız-olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım.
ah muhsin ünlü
17 Ekim 2010 Pazar
16 Ekim 2010 Cumartesi
14 Ekim 2010 Perşembe
iki boy ufak pabuç
”… ve külkedisi kaçarken, pabucu ayağından fırladı. Ertesi gün prens ayağı bu pabuca sığacak genç kızı aramaya koyuldu. Ülkenin tüm kızları, prens tarafından beğenilmek için, ayaklarını daha ufak hale nasıl getireceklerinin çabasına giriştiler.
İşte o gün bu gündür kadınlar, ayaklarını erkekler tarafından belirlenmiş kalıplara sıkıştırmaya çalışır; böyle yaparak erkeğin ‘prensesi’ olacağını düşler dururlar. Zaman geçtikçe topallamasının, kendini depressif hissetmesinin sebeplerini sürekli kendi eksiklerinde arayarak… ve pabuç’un ne denli geçerli olduğunu hiç düşünmeden…
Erkekler ise ellerindeki ‘ayakkabıya’ (veya düşlerindeki kalıba) ‘ayağını’ (kendini) sıkıştıracak kadını arar; ‘ayağı sıkışmış’ bir kadının ne denli gerçek, ne kadar huzurlu, mutlu olup mutlu edebileceğini bile düşünemeden…
ve birlikte yalınayak yaşayabilmenin özgür keyfinden habersizce…”
Leyla Navaro, iki boy ufak pabuc'tan.
5 Ekim 2010 Salı
Fluid mechanics
4 Ekim 2010 Pazartesi
Yürekleriyle Konuşan, Gözleriyle Gülen Kadınlar...
Yürekleriyle Konuşan, Gözleriyle Gülen Kadınlar...
Bir kadın tanımak...
Bütün gel-gitleri, kaprisleri,
Yürekleriyle Konuşan, Gözleriyle Gülen Kadınlar...
Bir kadın tanımak...
Bütün gel-gitleri, kaprisleri, küçük şımarıklıkları, korkuları,
Şaşkınlıkları, hercailikleri, hayal kırıklıkları, aşkları, terk edilişleri,
Başarıları, başarısızlıkları, kurnazlıkları, saflıkları, çocuk ağızları,
Şirinlikleri, küçük yalanları, büyük itirafları, kocaman yürekleri ile kendi
Olmaya çalışan kadınları tanımak...
Bir kadını sevmekle baslar her şey ama bir kadını tanımakla varılır hayatın
Sırrına. Bir kadını tanımaya soyunmak zor ama keyifli bir yolculuğa
Çıkmaktır. Dört mevsimi bir yürekte buluşturur, bu yüzden de sürekli
Şaşırtırlar. Sürprizlerin ardı arkası kesilmez. Zordur anlamak onları.
Benzemek gerekir anlayabilmek için belki de! Kendi zekâsını hatırlatanları
Sever, sevgisini göstermekten ürkmeyenleri, sürprizlere hazırlıklı olanları
Bir de. Muson yağmurları gibi yağarken, Sahra' da çöl fırtınası koparıp
Ardından güneş olup ısıtabilirler. Dedim ya bir dünyadır kadınlar,
Yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen...
Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla anlaşılır,
Hayatın sırrına ancak aşkla varılacağına. Sevgi arsızıdır kadın. Verdiğinden daha
Fazlasını isteme bencilliğini gösterecek kadar sevgi arsızı... Bu yanını
Doyurunca şımaracağından korkanlar, birlikte çoğalacaklarını bilmeyenlerdir.
Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla kanat çırpılır
Özgürlüğün bütün maviliklerine. Kendine inananlara, aşka inananlara koşar.
Hem yaman bir aşk avcısı, hem de
Engebeli yollarda koşmaktan bitap aşk yorgunudur kadın. Bir kadını sevmekle
Baslar her şey ama bir kadını tanımakla çıkılır keyifli serüvenlere. Hayatla
Dalga geçmesini bilir kadın, tıpkı kendiyle dalga geçmesini bildiği gibi.
Ağız dolusu gülüşlere teslim olur. Bir kadını sevmekle başlar her şey ama
Bir kadını tanımakla tanık olunur
Tutkuların gücüne. Göze alandır kadın. Çekip gitmeyi, sahip olduklarından
Vazgeçmeyi, karşılık beklememeyi...
Mücadele eder, kızar, bağırır ama hep sever. Dedim ya bir dünyadır kadınlar,
Yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen... Yüreğini sevgiye açan ve sevmekten
Korkmayan bütün kadınlar gibi... Şimdi bir düşünün, kaç kadını değil bir
Kadını tanıyabildiniz mi bugüne değin? ? ?
Tanrı, kadınlara geçmişi ve geleceği, erkeklere ise yaşadığı günü armağan
Etti, kadınlar geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz, erkekler daracık
küçük şımarıklıkları, korkuları,
Şaşkınlıkları, hercailikleri, hayal kırıklıkları, aşkları, terk edilişleri,
Başarıları, başarısızlıkları, kurnazlıkları, saflıkları, çocuk ağızları,
Şirinlikleri, küçük yalanları, büyük itirafları, kocaman yürekleri ile kendi
Olmaya çalışan kadınları tanımak...
Bir kadını sevmekle baslar her şey ama bir kadını tanımakla varılır hayatın
Sırrına. Bir kadını tanımaya soyunmak zor ama keyifli bir yolculuğa
Çıkmaktır. Dört mevsimi bir yürekte buluşturur, bu yüzden de sürekli
Şaşırtırlar. Sürprizlerin ardı arkası kesilmez. Zordur anlamak onları.
Benzemek gerekir anlayabilmek için belki de! Kendi zekâsını hatırlatanları
Sever, sevgisini göstermekten ürkmeyenleri, sürprizlere hazırlıklı olanları
Bir de. Muson yağmurları gibi yağarken, Sahra' da çöl fırtınası koparıp
Ardından güneş olup ısıtabilirler. Dedim ya bir dünyadır kadınlar,
Yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen...
Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla anlaşılır,
Hayatın sırrına ancak aşkla varılacağına. Sevgi arsızıdır kadın. Verdiğinden daha
Fazlasını isteme bencilliğini gösterecek kadar sevgi arsızı... Bu yanını
Doyurunca şımaracağından korkanlar, birlikte çoğalacaklarını bilmeyenlerdir.
Bir kadını sevmekle başlar her şey ama bir kadını tanımakla kanat çırpılır
Özgürlüğün bütün maviliklerine. Kendine inananlara, aşka inananlara koşar.
Hem yaman bir aşk avcısı, hem de
Engebeli yollarda koşmaktan bitap aşk yorgunudur kadın. Bir kadını sevmekle
Baslar her şey ama bir kadını tanımakla çıkılır keyifli serüvenlere. Hayatla
Dalga geçmesini bilir kadın, tıpkı kendiyle dalga geçmesini bildiği gibi.
Ağız dolusu gülüşlere teslim olur. Bir kadını sevmekle başlar her şey ama
Bir kadını tanımakla tanık olunur
Tutkuların gücüne. Göze alandır kadın. Çekip gitmeyi, sahip olduklarından
Vazgeçmeyi, karşılık beklememeyi...
Mücadele eder, kızar, bağırır ama hep sever. Dedim ya bir dünyadır kadınlar,
Yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen... Yüreğini sevgiye açan ve sevmekten
Korkmayan bütün kadınlar gibi... Şimdi bir düşünün, kaç kadını değil bir
Kadını tanıyabildiniz mi bugüne değin? ? ?
Tanrı, kadınlara geçmişi ve geleceği, erkeklere ise yaşadığı günü armağan
Etti, kadınlar geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz, erkekler daracık r
Bir zamana sıkıştıkları için anlayışsız olurlar.
Ahmet Altan
























